Prof. Dr. Bünyamin Bezci

Prof. Dr. Bünyamin Bezci

EĞİTİMDE DİJİTALLEŞME

EĞİTİMDE DİJİTALLEŞME

İnformatik çağları analog insanı dijital dünyaya adapte etmeye çalışır. Yaklaşık kırk yıl önce eski Milli Eğitim Bakanımız Nabi Avcı “Enformatik Cehalet” adlı kitabı yazdığında yapay zekâların dünyasını muhtemelen tasavvur etmemişti. Onun zamanının derdi artan bilgi akışlarının insanları daha bilgili değil daha ilgisiz yapmasıydı. Bugün ise tartışmalar farklı boyutlar kazanmış hatta tartışmalar sadece epistemolojik yani eğitimsel boyuttan çıkmış ontolojik yani varoluşsal boyut kazanmıştır. Ama bu yazı konunun eğitim boyutuyla sınırlı kalacaktır.

Analog eğitim, yüz yüze, düzenli, müfredata bağımlı ve sosyal becerileri de gözeten bir eğitim biçimidir. Buna karşın dijital eğitim sanallaşmış, zamandan bağımsız, kişiselleşmiş ve çeşitlenmiş kaynaklara dayalı bir eğitim olarak öne çıkmaktadır. Pandemi döneminde küçük bir demosunu izlediğimiz dijital eğitimin aslında bazı noktalarda insani eksiklerle malul olduğunu da gözlemledik. Örneğin okul ile fiziksel bağı kesilen çocuklarımızın sosyalleşme becerileri gerilemeye başlamıştı. O zaman anladık ki okul sadece öğretmiyor aynı zamanda eğitiyordu. Kültürel aktarım, sosyal ilişkilerinin oturması ve toplumsal konumlandırma okulda fark etmeden kazanılmaktaydı. Okul, aradan çıktığında farkına vardığımız en önemli olgu okulun sosyokültürel rolü olmuştu.

Bu açıdan bakıldığında Türk okulları da benzer bir yerde durmaktadır. Çocuklarının zaten Türkçe konuştuğunu düşünen önemli sayıda veli anadil derslerinden uzak durmaktadır. Haftada iki saatte ne öğrenilir ki diye düşünenler çocuklarını gönderdiklerinde yanıldıklarını görmektedir. Zira Türk okulları sadece öğretmiyor aynı zamanda sosyokültürel beceriler kazandırmaktadır. Ailelerin birbirleriyle kurduğu dostluk bağları ise çocuklarını Türk okullarına göndermenin küçük bir ödülü olsa gerek.

İsviçre okullarında Lehrplan 21 adlı yeni müfredat informatik eğitimini oldukça önemli bir yere koydu. Ancak informatiğe müfredatta istendiği kadar büyük bir alan da açılamadı. Zira birinci anadil, ikinci anadil ve yabancı dil olmak üzere üç dilden oluşan dil eğitiminden vazgeçmediler. Yaklaşık müfredatın üçte birini oluşturan dil eğitimini aynı zamanda kültürel bir aktarım olarak gördüklerinden ve ulusal birlik fikrinin dille geliştiğini düşündüklerinden üçte birlik fen ve matematik kısmına informatik gibi yeni bir ders eklendiğinde bile oranı artıramadılar. Teknolojik gelişme uğruna kültürel ve politik birliği zayıflatacak adımları halen tartışsalar da atmadılar.

Türkiye’de de bir taraftan tabletler üzerinden gelişen dijital eğitim ve Teknofest gençliği bilincinin oluşumuyla desteklenen mühendislik eğitimi öne çıksa da maarif modeliyle geliştirilen yeni müfredat erdem-değer ve eylem birlikteliğini de ihmal etmemektedir. Saygı, sorumluluk ve adalet erdemleri üzerine oturan sevgi, dostluk, dürüstlük, özgürlük, sabır, tasarruf, çalışkanlık, tevazu, estetik, duyarlılık, temizlik ve merhamet gibi değerler huzurlu insan, aile ve yaşanabilir çevre için eylem geliştirmeyi amaçlamaktadır. Sayılan değerlerin dijital dünyada analog kaldığı ortadadır. Ancak insan eğitiminde vazgeçilmez değerler zaten analogdur. Ama analog insan da dijital dünyada yaşar.

Bu nedenle dijitalleşmeyi varoluşumuzun değişimi olarak değil, bir öğrenme ve gelişme aracı olarak gören nesiller yetiştirmemiz gerekmektedir. Yapay zekâlardan faydalanan ama onlara tabi olmayacak bilinçte çocuklarımız olmalıdır. Oynadıkları oyunlardan gerçek dünyaya dönebilen bir gençlik yetiştirmeliyiz. Yapay zekâlar insanın yapabilirliklerini artırmakta ya da oyunlar çocukların hayal edebilirliklerini geliştirmekte ama içlerinde kaybolma ihtimalini de barındırmaktadır.

Bu nedenle kişisel dünyamızı ve yeteneklerimizi dijitalleşmeden korumalı ama dijital yeteneklerimizi de ayrıyeten geliştirmeliyiz. Gerçek olan insandır, makinalar değil. Yapay zekâ, nihayetinde belirli bir dijital bilgi birikimiyle çalıştığında aslında yeni olana yer açmaz. Dahası yapay zekâ aynı zamanda kontrol edilebilir bir sayısal dünya olduğundan onu kontrol edenler insanı da kontrol ederler. Bir zamanlar iletişimsel akışı kontrol edenlerin iktidarını bilgi akışları aracılığıyla güçlendirdiğini söylerdik. Bu nedenle bilgi kadar önemli olan onun kaynağıdır. Kırk yıl önce enformatik cehalet konusunda uyarılmış olmamıza rağmen iletişim çağının en önemli belasının dezenformasyon olduğunu yeni yeni anlıyoruz. Yapay zekâ çağının en önemli belası da dijital zekânın sayısal sınırları ve kontrol edilme kapasitesidir. Kullanışlı ama güvenilir değildir.

Bu nedenle çocuklarımızı analog eğitimlerden uzak tutmamalıyız. İnsan olarak yetişmeleri analog düzeyde mümkün, ama çağı yakalayacak beceriye sahip olmaları da dijital eğitim imkânlarıyla olacaktır. Hiç birini öncelemeden bütünleşik bir yol tutturmalıyız. Türk okulları da İsviçre’de yaşayan çocuklarımızın kültürel birikimlerini koruma anlamında analog yolda durmaktadır. Vazgeçmeyiniz…

Bu yazı toplam 2191 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Prof. Dr. Bünyamin Bezci Arşivi