Dağ Nerede? Yandı, Bitti, Kül Oldu!
Hani bir zamanlar onsuz yapamayacağımızı sandığımız şeyler vardı ya… Tutkuyla bağlandığımız, kaybolduğunda dünyanın sonu geldiğini düşündüğümüz meseleler. Hayatın tam ortasına koyduk, sarsılmaz sandık, gün geldi savunmak için kavgalara bile tutuştuk.
Sonra ne mi oldu? Gün geçti, ay döndü, yıl bitti… O büyük mesele artık bir hatıradan ibaret. Dönüp bakınca, zamanında gösterdiğimiz tepkilere gülmeden edemiyoruz. Oysa o anlarda hissettiğimiz duygu ne kadar da gerçekti, değil mi?
Bir düşünelim mesela…
Çocukken en sevdiğimiz oyuncağımız kırıldığında içimizi nasıl bir hüzün kaplardı. “Bunu nasıl unuturum?” derdik. Sonra yeni bir oyuncağa, yeni bir heyecana kapıldık. O kırık parça ise çoktan hafızamızdan silindi.
Bir sınavdan kötü not aldığımızda, dünyanın başımıza yıkıldığını düşündük. O an gözümüzde büyüyen o not kağıdının, yıllar sonra hiçbir anlamı kalmadı.
Okul yıllarında bir arkadaşımızla tartışıp “Bir daha yüzüne bile bakmam!” dedik. Şimdi dönüp baksak, o kavgayı bile hatırlamayız.
“Bu şehirden asla kopamam!” dediğimiz sokaklardan taşındık, yeni şehirlerde yeni yollar ezberledik. O eski sokakların rengi bile hafızamızdan silindi.
İşte hayat böyle bir şey. En büyük sandığımız dertler, en unutulmaz dediğimiz anılar, en vazgeçilmez sandığımız insanlar… Hepsi zamanın ellerinde yavaş yavaş siliniyor. Önce önemli olan şeyler bir adım geri çekiliyor, sonra hafifçe soluklaşıyor, sonra da…
Olanlar Bizi Kendimizle Dalga Geçmeye Çağırıyor.
Ne büyük laflar ettik, ne büyük korkular yaşadık. Sonra anladık ki hayat bizim ciddiyetimizi pek de umursamıyor. Çünkü akışın içinde her şey değişiyor, dönüşüyor, tükeniyor.
Bir zamanlar hayat memat meselesi yaptığımız şeyler, şimdi bir tebessümle hatırladığımız detaylar oldu. O yüzden kendimizle dalga geçmeyi öğrenmek gerek. Çünkü çok değil, birkaç yıl sonra bugün nefes tükettiğimiz meseleler için “Bunu mu dert etmişim?” diyeceğiz.
Çünkü biliyoruz ki bu da geçer. Hem de öyle bir geçer ki, gün gelir “Dağ nerede?” diye sorarsın.
Cevap hazırdır:
“Yandı, bitti, kül oldu.”
Muhabbetle…
Turgut TUNÇ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.